|
TÜRKİYE'DE VE DÜNYADA NAR
Giriş Nar, bilinen en eski meyve türlerinden birisidir. Bulunan ilk meyve fosilleri birkaç milyon yıl öncesine aittir. M.Ö. 5000 yıl öncesinden itibaren yazılı kaynaklarda, taş oyma ve kabartmalarda nar motiflerine rastlanmaktadır. Narın anavatanı olarak çeşitli kaynaklarda Güney Batı Asya ya da Güney Kafkasya tanımlarıyla Anadolu kastedilmekte, daha geniş anlamda, Iran, Irak, Suriye, İsrail gibi Orta Doğu ülkeleri de belirtilmektedir. Bunlardan Türkiye yaklaşık 70.000 ton nar üretimiyle dünyada da 1. sırada yer almaktadır. Bunu 40.000 ton ile İran, 20.000 ton ile Irak ve Suriye izlemektedir. Bunlar dışında Afganistan, Gürcistan, Azerbaycan, Özbekistan gibi bazı Orta Asya ve Arap Ülkeleri ile Pakistan, Hindistan, Çin ve İspanya ikinci derecede önemli nar üreticisi ülkelerdir. Akdeniz Ülkelerinde, bazı Uzakdoğu Ülkelerinde, bazı Orta ve Güney Amerika ülkelerinde ise nar üretimi önemsiz miktarlardadır ve daha çok yerel pazarlarda tüketilmektedir. Nar tarih boyunca birçok dinlerde kutsal bir meyve olarak kabul edilmiştir. Türkiye’nin bazı bölgelerinde “nar danelerinin peygamberlerin dişleri olduğu” nar danesini yere düşürmeden yiyebilenin cennete gideceği”, “nar yemenin insanı kin ve kıskançlık duygularından koruyacağı” “nar yiyeni yılan ve çıyanın sokmayacağı” gibi inanışlar bu nedene dayanmaktadır. Nar gene eski dönemlerde, Türk, Mısır, Roma kaynaklarında bolluk ve bereketin simgesi olarak görülmüş, birçok soylu aileler nar adını almış, çeşitli süsleme sanatlarında nar motifleri kullanılmıştır. Çok sayıda roman, hikaye, şiir, şarkı, ve destan gibi edebi sanatlara konu olmuştur. Anadolu’da bu örneklere çok rastlandığı, halk türkülerinde sıkça nar adının geçtiği bilinmektedir. Ayrıca “çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane” gibi bulmacalar, ya da “bir gelinin düğün sırasında yere bir nar meyvesi attığı ve saçılan daneler kadar çocuğunun olacağı” gibi inanışlar narın bereket simgesi olduğunu göstermektedir. Nar meyvesi yalnız eski Yunan kayıtlarında yer altı tanrılarıyla ilişkilendirilmekte ve kötü, olumsuz imajlarla bahsedilmektedir. Nar meyvesinin gene çok eskiden beri tıbbi özelliklerinden söz eden kaynaklara rastlanmaktadır. Bu özelliklerinden bazıları daha sonra bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmıştır. Özellikle asitli narların tansiyon düşürücü, ateşli hastalıklarda ateş düşürücü, hazmı kolaylaştırıcı, vücuttaki yağları eritici etkileri olduğu bilinmektedir. Ayrıca ishal ve dizanteri tedavisinde kullanılmaktadır. Nar genel olarak çeşitli vitaminleri dengeli olarak içermekte mineral maddeler açısından özellikle demir ve potasyumca zengin bulunmaktadır. Türkiye narın anavatanı sınırları içerisinde olup, binlerce yıldır bu meyveyi üretmekte ve tüketmektedir. Üretim yoğunluğu Akdeniz, Güney Doğu Anadolu ve Ege bölgelerindedir. Ayrıca Karaman’da Göksu Vadisi, Bilecik, ve Eskişehir'de Sakarya Vadisi mikroklima özelliği gösteren önemli nar üretim alanlarıdır. Türkiye’nin yaklaşık 50 ilinde nar yetiştiriciliği yapılmakla beraber 1000 ton’un üzerinde üretimi olan 12 il bulunmaktadır. İçel, 8.257 ton’la birinci sırayı almaktadır. Bunu sırasıyla Denizli (5.308), Antalya (5.102), Aydın (4.711), Hatay (4.622), Gaziantep (3.912), Bilecik (3.401), Siirt (3.275), Karaman (2.384), İzmir (2.172), Adana (1.928) ve Balıkesir (1.016) illeri izlemektedir(*) Avrupa’ya ihracata yönelik Hicaznar çeşidi, son 20 yıldır Antalya, İçel, Adana, Aydın, Denizli ve Muğla illerinde yetiştirilmektedir. Bu illerde bahçe sayısı ve üretim miktarı hızla artmaktadır. Türkiye’de nar konusunda ilk çalışmalar 1970’li yıllarda başlamıştır. Akdeniz Bölgesi’nde yapılan çeşit seleksiyonu ile 72 farklı nar tipi üzerinde çalışılmış, bunlardan ilk olarak 25 tip seçilerek Antalya, İzmir, İçel, Adana ve Şanlıurfa olmak üzere 5 lokasyonda bu tiplerle adaptasyon denemeleri kurulmuştur. Bunlar içinden her yöre için standart nar çeşitleri belirlenmiştir. İlginç olan, her yöre farklı nar çeşitleri seçtiği halde, Hicaznar çeşidinin her 5 yörede de bu standart çeşitler içinde yer almasıdır. Bu durum, Hicaznar’ın adaptasyon yeteneğinin çok yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca daha sonra yapılan araştırmalarda, Hicaznar 20 çeşit arasında meyve suyu üretimine en uygun çeşitler arasında yer almış, bir başka araştırma da nar danelerinin derin dondurulmasına (şoklanmaya) uygunluğu incelenmiş ve gene Hicaznar çeşidi seçilmiştir. Meyve depolama araştırmalarında da Hicaznar’ın 6-8 ay muhafaza edilebileceği bulunmuştur. Son 15 yılda Hicaznar’la erkenci, tatlı ve yumuşak çekirdekli (çekirdeksiz) narlarla melezleme ıslahı araştırmaları yapılmıştır. Elde edilen 4000 melez tip arasında Hicaznar’dan daha kırmızı kabuk ve dane renklerine sahip, yumuşak çekirdekli bireyler bulunmuştur. Bunlar tatlı, mayhoş ya da ekşi tada sahiplerdir. Canernar ve Hicrannar adı verilen bu çeşitlerle fidan üretimi ve bahçe tesisleri başlamıştır. Gelecekte Hicaznar sanayilik, bu melez çeşitler sofralık olarak değerlendirilecektir. Türkiye’de nar genel olarak taze tüketilmekte, bunun dışında “nar ekşisi” ya da “nardenk” denilen bir ürün elde edilmektedir. Bu ürün ekşi narların suyu çıkarılarak ve kaynatılarak elde edilmekte, çorba, salata ve bazı özel yemeklerde ekşilik olarak kullanılmaktadır. Bazı yörelerde tatlı nar sularından nar pekmezi yapılmaktadır. Daha az miktarda da nar daneleri bazı tatlıların üzerine süs ve çeşni olarak kullanılmaktadır. Türkiye’de nar tüketimi daha çok üretici bölgelerde yaygındır. Ayrıca büyük illerdeki pazarlarda giderek artmaktadır. Diğer illerde oldukça düşük düzeyde pazarlanmakta ve tüketilmektedir.
Nar genel olarak üretici ülkelerde tüketilmekte, Orta ve Kuzey Avrupa gibi önemli meyve ithalatçısı ülkelerde çok az tanınmakta, egzotik meyveler olarak görülmektedir. Son yıllarda Türkiye, İran, İsrail, ve İspanya’dan bu ülkelere yapılan nar ihracatlarıyla, giderek ilgi görmekte ve ihracat miktarı artmaktadır. Özellikle Türkiye’den gönderilen Hicaznar çeşidi, Avrupa ülkelerinde çok beğenilmiş, bir “Türk Narı” imajı yaratılmış ve diğer ülkelerin narlarının iki misli fiyata satılabilir hale gelmiştir. Türkiye’den nar ihracatı ayrıca yeni pazarlar olarak Rusya’ya ve bazı Uzak Doğu Ülkeleri’ne de yapılmaktadır. Bunun dışında uzun yıllardır Arap Ülkeleri’ne Hatay, Gaziantep ve Şanlıurfa’dan tatlı nar ihracatı yapılmaktadır ve Körfez Krizinden sonra bu Pazar oldukça daralmıştır. Dünyada nar ticareti hacminin giderek artmasına karşılık ithalatçı ülkeler için yeni bir meyve türü olduğundan artış hızı düşüktür. Nar meyvesinin taze olarak yenmesinin güçlüğü de bunun önemli bir nedenidir. Bu durumda çeşitli şekillerde işlenmiş nar ürünlerinin ihracat şansı daha yüksektir. Ayrıca Fransa’da yapılan “grenadin” araştırılarak benzer ürünler elde edilebilir ve ihracat şansı arttırılabilir. Grenadin bir çeşit nar konsantresidir ve özellikle kokteyllerde kullanılmaktadır. Nar şarabı, üzerinde durulacak bir başka ihracat ürünüdür. Sonuç Nar bir tropik ve subtropik iklim meyvesidir. Dünyada soğuk ve sıcak iklim bölgeleri geniş tarım topraklarına sahip olduğu halde sıcak iklim bölgeleri büyük ölçüde ormanlar, bataklıklar veya çöllerle kaplı olduğundan daha az tarım yapılabilmektedir. Bu nedenle tropik ve subtropik meyveler dünyada daha az ve daha değerlidir. Özellikle önemli meyve ithalatçısı ülkelerin bu iklime sahip olmamaları, bu şansı arttırmaktadır. Örneğin AB ülkelerinin meyve ithalatının %90-95’ini tropik ve subtropik meyveler teşkil etmektedir. Bu verilere göre nar meyvesinin ticari geleceği oldukça ümitli görülmektedir. Son yıllarda tüketicinin farklı damak zevklerine önem vermesi, koruyucu hekimliğin aktüel hale gelmesi, ilaç yerine doğal ürünlerle beslenerek hastalıkların tedavisi anlayışı gibi nedenler egzotik meyveler denilen nar gibi yeni ürünlere ilgiyi arttırmaktadır. Türkiye nar konusunda bir öncelik yakalamıştır. Bu önceliğini melezleme islahı çalışmalarıyla devam ettirmektedir. Bunun sanayi ve ticaret alanlarında da sürdürülmesiyle önemli ekonomik çıkarlar sağlayabilecektir.
(*)
Devlet İstatistik Enstitüsü, 1998 yılı kayıtları
|